top of page

Ben Bulunduğum Yeri Büyütürken, Bulunduğum Yer Beni Büyütüyor mu?

2 saat önce
5 dakikada okunur

Başarıyı İnşa Edenler Neden Bazen Görünmez Kalır?

Bazı insanlar bir yapının en sağlam yerlerini kurar, en zor anlarda sorumluluk alır ve herkesin ilerleyebilmesi için kendi adımlarını sessizce düzenler.

Ortada görünen bir başarı vardır; fakat o başarının arkasındaki emeğin sahibi çoğu zaman aynı açıklıkla görünmez.

Bu görünmezlik her zaman başarısızlıktan doğmaz. Bazen tam tersine, işlerin yolunda gitmesini sağlayan kişiler o kadar güvenilir, o kadar istikrarlı ve o kadar işlevsel hâle gelir ki yaptıkları şey doğal kabul edilmeye başlanır. Onların emeği, sistemin akışı içinde erir.

Çünkü çalışmakla değer görmek aynı şey değildir.

Başarıyı inşa etmek ile o başarının içinde görünür bir yer edinmek arasında sessiz ama belirleyici bir fark vardır.

Bu yazı, o farkın nasıl oluştuğuna ve insanın bir noktadan sonra kendisine hangi soruları sorması gerektiğine bakıyor.


İyi işler çıkarmak her zaman yeterli midir?

İyi işler çıkarmak çoğu zaman insanın kendisine verdiği ilk sözdür. Bir işi ciddiye almak, ayrıntıları önemsemek, eksik olanı fark etmek ve kimse söylemeden sorumluluk almak, insanın kendi standardını oluşturduğunu gösterir.

Fakat yüksek bir standart, tek başına görünürlük yaratmaz.Çünkü iyi yapılan iş, çoğu zaman sessizdir. Sorun çıkmadığında kimse hangi sorunun önlendiğini sormaz. Bir süreç zamanında ilerlediğinde, o akışı kimin koruduğu kolayca unutulur.

Bir ekip kendisini güvende hissettiğinde, bu güvenin hangi davranışlarla kurulduğu görünmez kalabilir.

İnsan yaptığı işin niteliğiyle değerinin anlaşılacağını düşünebilir. Bu düşünce masumdur; çünkü emeğin kendi ağırlığını taşıdığına inanmak isteriz. Ancak çalışma hayatında ve ortak üretim alanlarında değer yalnızca ortaya çıkan sonuçla değil, o sonucun nasıl anlatıldığı, kimin adıyla ilişkilendirildiği ve kimin katkısının hatırlandığıyla da belirlenir.

Bu yüzden bir işi iyi yapmak önemini korur, fakat başka bir ihtiyacı ortadan kaldırmaz: Emeğin görünür bir dile kavuşması gerekir. Görünür olmak, kendini öne atmak değil; yaptığı şeyin anlamını saklamamaktır.

Bir sistemi kurmakla o sistemin başarısında görünür olmak farklı şeylerdir

Bir sistemi kuran kişi çoğu zaman onun bütün ayrıntılarını bilir. Nerede aksama yaşanabileceğini, hangi kararın hangi sonucu doğuracağını ve hangi küçük boşluğun zamanla büyüyebileceğini görür.

Bu bilgi, sistem çalışmaya başladığında arka planda kalır. Çünkü iyi kurulmuş bir düzen, kendisini kuran kişiye sürekli işaret etmez.Başarı görünür hâle geldiğinde, insanlar çoğunlukla sonuca bakar. İşleyen yapı, büyüyen alan, tamamlanan proje ya da ortaya çıkan düzen öne çıkar.

Başlangıçta verilen emek, alınan riskler ve tekrar tekrar yapılan düzeltmeler ise sonucun pürüzsüzlüğü içinde kaybolabilir.


Başarı bazen görünmezliğin kendisini yaratır.

Çünkü sistem ne kadar iyi çalışırsa, onu ayakta tutan çabanın olağan olduğu düşünülür. İnsan kendi kurduğu düzenin içinde bir çalışan, bir taşıyıcı ya da bir tamamlayıcı gibi görülmeye başlayabilir.

Oysa kurucu olmakla yalnızca sürdürmek arasında büyük bir fark vardır.Bu farkı görebilmek için insanın yaptığı işin sonucundan biraz uzaklaşıp sürecin kendisine bakması gerekir.

Hangi yükleri üstlendiğini, hangi kararları mümkün kıldığını ve başkalarının ilerlemesi için neleri görünmez biçimde taşıdığını fark etmesi önemlidir.

Güven duymak, değer vermekle aynı şey midir?

Güven, bir insanın sorumluluk alabileceğine inanmakla başlar.

Birine zor bir işi teslim etmek, onun kararlarına alan açmak ve işler karmaşıklaştığında ona başvurmak güvenin işaretleridir.

Fakat güven duyulan kişinin değer gördüğü her zaman söylenemez.Bazen güven, bir insanın sürekli olarak taşıyabileceği yükün ölçüsü hâline gelir.

Her zor iş ona bırakılır, her belirsizlik onun sakinliğiyle karşılanır, her aksaklık onun çözüm üretme becerisine emanet edilir.

Böylece güven, takdire dönüşmek yerine yeni bir beklentiye dönüşür.Değer vermek ise yalnızca bir insanın ne kadar işe yaradığını görmek değildir. Onun emeğini adlandırmak, sınırlarını gözetmek, gelişimini önemsemek ve başarının içinde ona gerçek bir yer açmaktır.

Güven duyulan kişi çoğu zaman ihtiyaç anında hatırlanır; değer verilen kişi ise ihtiyaç yokken de görülür.Bu ayrım önemlidir. Çünkü insan yalnızca güvenilir olduğu için sürekli dayanıklı olmak zorunda değildir.

Her şeyi taşıyabilmesi, her şeyi taşıması gerektiği anlamına gelmez. Bazen en büyük yanılgı, vazgeçilmez olmayı değerli olmakla karıştırmaktır.

Güven, sorumluluk verir. Değer, o sorumluluğun karşılığında insanı da görür.
Bir noktadan sonra insan kendine başka sorular sormalı

İnsan uzun süre aynı dili konuşabilir: Daha çok çalışmalıyım, daha iyi hazırlanmalıyım, biraz daha sabretmeliyim.

Bu cümleler bir süre boyunca ilerlemeyi mümkün kılar. Fakat her çabanın karşılığı aynı biçimde dönmüyorsa, mesele artık yalnızca performans değildir.

Bir noktadan sonra insanın kendisine daha zor sorular sorması gerekir. Yaptığım şey gerçekten görülüyor mu? Sorumluluklarım artarken karar alanım da genişliyor mu? Başkalarının büyümesine katkı sağlarken ben kendi yerimde kalıyor muyum? Bana duyulan güven, benim için bir imkâna mı dönüşüyor, yoksa yalnızca daha fazla yük mü getiriyor?


“Ben bulunduğum yeri büyütürken, bulunduğum yer de beni büyütüyor mu?”

Bu soruların amacı hemen bir karar vermek değildir. Önce içinde bulunulan düzeni daha dürüst bir şekilde görebilmektir.

Çünkü insan bazen bulunduğu yere o kadar çok katkı yapar ki kendi gelişiminin durduğunu fark etmez.

Kurduğu yapı büyürken, kendi ihtimalleri aynı yerde kalabilir.Kendine başka sorular sormak, emeğini inkâr etmek anlamına gelmez.

Tam tersine, o emeğin hayatındaki yerini yeniden değerlendirmek anlamına gelir. İnsan yalnızca ne verdiğini değil, verdiği şeyin karşılığında neye dönüştüğünü de izlemelidir.

Bazen daha fazlasını hak ettiğini bilmek yeterli değildir

İnsan kendi değerini fark ettiğinde önemli bir eşiği geçmiş olur. Hangi işleri taşıdığını, hangi sonuçları mümkün kıldığını ve ne kadar uzun süre sessizce katkı sunduğunu görmeye başlar.

Fakat bilmek ile bu bilgiyi hayatında bir değişikliğe dönüştürmek aynı şey değildir.Hak ettiğini bilmek, çoğu zaman içeride başlayan bir uyanıştır.

Bunu dile getirmek ise dışarıyla kurulan ilişkinin biçimini değiştirir. Sınır koymak, beklentiyi açıkça ifade etmek, emeğin adını koymak ve yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan kişi olmayı kabul etmemek gerekir.

Bu adımlar her zaman kolay değildir.

Çünkü görünmez kalmaya alışmış insan, görünür olmayı bazen kendini anlatmakla, öne çıkmakla ya da başkalarının alanını daraltmakla karıştırabilir. Oysa görünürlük, başkasının ışığını azaltmak değil; kendi emeğinin üzerindeki örtüyü kaldırmaktır.İnsan bazen daha fazlasını hak ettiğini bilir ama bulunduğu düzenin değişmeyeceğini de bilir. Böyle bir durumda mesele, aynı yerde daha çok çaba göstermek değil, çabanın anlam bulabileceği bir yer aramaktır.

Değer görmek için sürekli olarak kendini kanıtlamak zorunda kalmadığın bir yer.

Hak ettiğini bilmek başlangıçtır; o bilginin gerektirdiği seçimi yapmak ise dönüşümün kendisidir.
Sonuçta mesele yalnızca görülmek değil

Görülmek önemlidir. Emeğin fark edilmesi, katkının adlandırılması ve insanın başarının içinde kendisine ait bir yer bulması, adalet duygusunu güçlendirir. Fakat bütün mesele yalnızca başkalarının bakışında görünür hâle gelmek değildir.

Asıl mesele, insanın bulunduğu yerde kendi varlığını kaybetmeden büyüyebilmesidir. Yaptığı iş onu tüketiyor mu, yoksa güçlendiriyor mu? Sorumlulukları onu yalnızca daha kullanışlı mı kılıyor, yoksa daha özgür ve daha yetkin biri olmasına da yardım ediyor mu? Bir yapının başarısı içinde onun da hayatına açılan bir alan var mı?Çünkü bazı yerlerde insanın emeği görünür hâle gelse bile kendisi küçülmeye devam eder.

Adı duyulur, katkısı kabul edilir, fakat içindeki merak, cesaret ve ihtimaller yavaş yavaş daralır. Böyle bir görünürlük, gerçek bir karşılık olmayabilir.Gerçek karşılık, insanın hem yaptığı işte hem de kendi hayatında çoğalabilmesidir.

Kurduğu sistemle birlikte kendisinin de gelişmesi, verdiği emeğin yalnızca başkalarının başarısını değil, kendi yönünü de beslemesidir.


Belki de sorulması gereken son soru şudur: Görünür olduğumda, hâlâ kendim olarak kalabiliyor muyum?

İnsan bazen bir yapıyı kurar, onu büyütür ve herkesin içinde yer bulabileceği bir alan açar. Sonra dönüp kendisine bakar.

O alanda kendi sesi duyuluyor mu, kendi emeği anlam kazanıyor mu, kendi yolu genişliyor mu?Belki başarı, yalnızca geride sağlam bir şey bırakmak değildir.

Bıraktığın şeyin içinde kendine de canlı, dürüst ve büyüyebileceğin bir yer açabilmektir.

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

© 2020 by Serif Aydin

  • indir
  • YouTube
  • LinkedIn Sosyal Simge
bottom of page